Bir Vitrinde Kalan Çocukluk
Manifestom
Çocukluğumdan kalan tek miras bu: Kimseye yük olmamak.
Erken öğrendim susmayı, idare etmeyi, soranlara “iyiyim” demeyi. O kelimeyi o kadar çok tekrarladım ki, bir süre sonra içimdeki boşluğun üzerini örtmeye yetti. Gülüyorum, ayaktayım, hayatın içindeyim gibi… ama kendi içimde kendimi kaybettiğimi en iyi ben biliyorum. Toparlanamıyorum. Düzelemiyorum. Yine de kimse fark etmesin diye iyiymiş gibi yapıyorum.
Zaman acımasız değil; tarafsız. Ne kadar uzağa gidersem gideyim, sonunda başladığım yere dönüyorum. Çünkü yol haritada değil, hafızada çiziliyor. Değiştiğimi sandım; şehirler, insanlar, şartlar değişti ama mutlu olduğum yer pusula gibi çalıştı. Kafamı nereye çevirirsem çevireyim, ibre hep aynı noktayı gösterdi. Ben ise yönümü değiştirmiş gibi yaptım.
En çok da Haşim İşcan Geçidi’ndeki o bisikleti alamadığım günlerde öğrendim bunu. Her gün dört kilometre yürüyüp vitrinin önünde durdum. Sadece baktım. Hayal kurdum. O bisiklet benim değildi ama o hayaller benimdi. Bugün istesem on bin tanesini alabilirim; ama o hissi satın alamam. Çünkü mesele bisiklet değildi. Mesele, hayal kurabilmekti. Bir şeye ulaşamadan da mutlu olabilmekti. Beklemenin, umut etmenin, kafanın içinde bir dünya kurmanın verdiği o saf heyecan artık yok.
Hayallerimizin kurbanıyız; hem de hepimiz. Ama asıl trajedi, hayallerimizi kaybetmemiz. Önce hayaller ölür, sonra insan. Benimkiler sessiz sessiz öldü. Kimseye yük olmadan yaşayayım derken, hayallerimi bile sessiz kurdum. Kimseyi rahatsız etmeyen, kimseye ağırlık yapmayan hayaller… Belki bu yüzden ilk onlar vazgeçti benden.
Bu kadar şeyi bilip de yalnız kalmak ağır. Kalabalık bir odada ışığı kapalı tutmak gibi. Her şey yerli yerinde ama kimse görmüyor. Yalnızlık, yanlış insanlarla dolu olmamak değil; doğrularınla baş başa kalmak. Kimseye yük olmamak uğruna, kendini sırtında taşımak.
Benim manifestom bu.
Kaybettiğim şey bir bisiklet değil; hayal kurarken hissettiğim o saf heyecan.
Toparlanamıyor olabilirim, düzelemiyor olabilirim.
Ama kaçmıyorum.
“İyiyim” demeyi bırakıp, içimde neyin öldüğüne bakmaya cesaret ediyorum.
Belki hayaller geri gelmez.
Ama insan, onları neden sevdiğini hatırlayabilir.
